-Kulak ne zaman ve nasıl temizlenir?
-Kulağa sinek, böcek veya yabancı cisim kaçarsa ne yapmalı?
-Kulak çınlamasının nedenleri nelerdir?
-Çınlamada korunma yolları nelerdir?
-Kulak zarında delinmeye yol açan nedenler nelerdir?
-Kulak zarı delikleri ne kadar zamanda iyileşir?
-Kulak zarı deliklerinin işitmeye etkileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?
-İyileşmede zorluk varsa ne yapmalı?
-Efüzyonlu Otitis Media (Orta kulakta sıvı) nedir?
-Orta kulak neresidir? İşlevi nedir? Östaki borusu nedir? İşlevleri nelerdir?
-Efüzyonlu otitis medianın ve efüzyonlu otitis media hakkında bilgilenmenin önemi nedir?
-Orta kulakta sıvı nasıl oluşur?
-Efüzyonlu otitis media neden daha çok çocuklarda görülür?
-Efüzyonlu otitis mediada risk faktörleri nelerdir?
-Efüzyonlu otitis medianın belirtileri nelerdir?
-Efüzyonlu otitis media tanısı nasıl konur?
-Efüzyonlu otitis medianın tedavisi nedir?
-Kulak (ventilasyon) tüpü nedir?Tüp takılmasının amacı nedir? Nasıl işlev görür?
-Ventilasyon tüpleri nasıl takılır?
-Kulağında tüp olan çocuk ne yapmalıdır?
-Tüp ne zaman ve nasıl çıkar?Tüp atıldıktan sonra hastalık tekrar eder mi?
-Tüp takılmasının komplikasyonları nelerdir?
-Geniz eti ve bademciklerin alınmasının efüzyonlu otitis media tedavisindeki yeri nedir?
-Efüzyonlu otitis mediadan korunmanın yolları var mıdır?Bu Yollar Nelerdir?
KULAK AKINTISI VE ORTA KULAK İLTİHABI
-Orta kulak neresidir ve nasıl görev yapar?
-Otitis Media nedir? Nedeni nedir?
-Ne zaman ve kimlerde görülür? Önemli midir?
-Belirtileri nelerdir? Çocuğumda orta kulak iltihabı olduğunu nasıl anlarım?
-Doktor muayenesinde neler yapılıyor?
-Orta kulak iltihabının tedavisinde neler yapılıyor?
KRONİK ORTA KULAK ENFEKSİYONLARININ
CİDDİ KOMPLİKASYONLARI-KOLESTEATOM
-Kronik orta kulak enfeksiyonlarının önemli komplikasyonları nelerdir?
-Kolesteatom nedir? Belirtileri nelerdir?
-Tehlikeli midir? tedavi edilmezse neler olabilir?
-Temizlenebilir ya da tedavi edilebilir mi? Hangi tetkiklerin yapılması gerekir?
-Ameliyat gerektiren durumlar nelerdir?
Kulak kiri nedir?
Anatomik olarak dış kulak, kulak kepçesi ve zara kadar uzanan dış kulak yolundan oluşur. Kanalı döşeyen cilt, dış kısımda daha kalındır. İç kısımda ise, kemik kanalı örten cilt oldukça incedir. Kulak kiri, dış kulak yolunun dış kısmındaki ciltte bulunan guddelerden salgılanan özel bir maddedir. Bu salgı kulak zarına toz ve kum gibi maddelerin girmesini önler. Genellikle yavaş yavaş birikir ve yakaladığı tozlarla beraber kendiliğinden dışarı doğru hareket eder.
Kulak kiri temizlenmeli mi?
Kulak kiri dış kulak kanalının dışarıya yakın kısmında salgılanır ve normal bir oluşumdur. Kulak cildi üzerinde su geçirmez bir örtü oluşturan kulak kirinin yeterince salgılanmaması, kanal cildinde kurumaya ve kaşıntılı kulak hastalıklarına yol açabilir. Kulak çoğu zaman kendi kendini temizler. Kanalda biriken salgı daima dışarı doğru hareket etme eğilimdedir, bu nedenle normal şartlarda kulak temizlenmemelidir.
Pamuklu çubuklarla veya başka bir cisimle temizleme ya da kaşıma hamleleri, kulak kirinin zara doğru itilerek kanalda birikmesine yol açar. Ayrıca kulak kanal derisi ve kulak zarı çok narin yapılardır; kolaylıkla yaralanabilirler.
Kulak ne zaman ve nasıl temizlenir?
Kulak kiri bazen çok birikir. Bu, kanalın tıkanmasına ve işitme kaybına yol açar. Bu durumda temizlik, doktorunuz tarafından yapılacaktır. Temizlik yıkama, vakumla alma veya özel aletler yardımıyla yapılır. Kulak kirinin sert olduğu ve kolay temizlenemediği durumlarda, temizlik öncesi birkaç gün boyunca gliserin gibi yumuşatıcı damlalar veya bazı özel formüllerin kullanılması gerekebilir.
Kulak yıkanması günümüzde daha az kullanılan bir yöntemdir ve kulak zarı sağlam olmalıdır. Kulak zarı delikse doktor uyarılmalıdır. Zar delik ise yıkama işlemi enfeksiyona yol açabilir. Aşırı basınçlı su tatbik edilmesi, sert kirlerde bazen kulak zarı yaralanmalarına yol açabilir.
Kulak kirinin vakumla veya özel aletler yardımıyla temizlenmesi daha modern yöntemdir. Kulak muayene mikroskopları yardımıyla anatomik yapılar büyütülerek gözlenir ve temizlik daha güvenle yapılır.
KULAĞINIZA....DİRSEĞİNİZDEN DAHA KÜÇÜK BİR CİSİM SOKMAYINIZ!!!
PAMUKLU ÇÖPLER KULAĞINIZI DEĞİL, GÖBEĞİNİZİ TEMİZLEMEK İÇİNDİR!!!
Kulağa sinek, böcek veya yabancı cisim kaçarsa ne yapmalı?
Tatarcık sineği, hamam böceği ve güveler kulağa kaçabilirler. Sinekler kulak kirine yapışır ve uçamaz. Daha büyük böcekler ise kulakta dönemez ve dışarı çıkamaz, çıkmak için çırpınmaları da ağrıya ve korkutucu bir his oluşmasına yol açar. Sinek kaçmışsa önce kulağa alkol damlatılır, sonra da yıkama veya özel aletler yardımıyla dışarı çıkarılır. Büyük böcekler kaçmışsa kulak kanalı yağlı bir maddeyle doldurulur. Solunum yolları tıkanan böcek ölür ve 5-10 dakika bekledikten sonra ölü böcek doktor tarafından çıkarılır.
Kulağa yabancı cisimlerin girmesi daha çok çocuklarda gözlenir. Kalem ucu, silgi, boncuk gibi plastik malzemeler doktor tarafından çıkarılmalıdır. Küçük çocuklarda dış kulak yoluna sıkışan yabancı cisimlerin çıkarılması çok ağrılıdır, bu nedenle muayene odası şartlarında mümkün olmayabilir. Bu durumda işlemin ameliyathane şartlarında ve bir anestezist yardımıyla yapılması gerekebilir.
Kulak çınlaması nedir?
Kulak çınlaması çok nadir vakalarda muayene eden kişi tarafından duyulan, genelde kişinin kafası içinden gelen subjektif bir ses algılama durumudur. Çınlama yoğunluğu değişken, sürekli ya da zaman zaman olabilen bir durumdur. Subjektif olarak gürültünün yoğunluğu ve sürekliliği kişi için bir handikap yaratabilir.
Çınlama işitme kaybıyla birlikte ise orta kulak, iç kulak ve beyinde işitme merkezi hastalıkları açısından hastanın kontrol edilmesi gerekir. Kişi duyduğu sesi tarif ederken zorlanabilir ancak bunu en sık, düşük frekanslarda (vantilatör sesi, deniz kenarında dalga sesi vb.) tanımlayabilir. Bu ses Meniere hastalığında olduğu gibi tüm frekanslara dağılabilir. Ya da hasta yüksek frekanslı (kapı zili / böcek sesi) sesten rahatsız olabilir. İletim tipi işitme kayıpları genelde düşük frekanslı ve sürekli bir çınlama üretir. Bir pulsasyon ile birlikte olabilir. Halbuki işitme kaybı olmadan pulsasyon yaratan önemli bir hastalık da glomus jugulare denen bir damar tümörüdür.
Kulak çınlamasının nedenleri nelerdir?
Çınlama ile ilgili etyolojik bir çalışma yapmadan önce, neredeyse vücuttaki tüm organların bir çınlama kaynağı olabileceğini unutmamak gerekir. Birçok tetkik arasında boğulmamak için tüm bu işlemleri belli bir prensip ve sistem içinde yapmak gerekir.
1- Objektif çınlama: Kulak içinde ya da kulak yakınındaki dokulardan kaynaklanan mekanik olaylara bağlı gerçek sesler.
Objektif çınlama nedenleri:
A. Damarsal hastalıklar
B. Nöromusküler hastalıklar
C. Diğer nedenler (östaki tüpü tıkanıklıkları, lokal enfeksiyonlar)
2- Subjektif çınlama:
Subjektif çınlama nedenleri:
A. Periferik
- Dış kulak (buşon, enfeksiyon, osteom, egzostoz, osteom, tümör)
- Orta kulak (zar yırtılması, sıvı toplanması, kemikçik kireçlenmesi, tümör, damarsal)
- İç kulak (sinirsel işitme kaybı yapan her kulak hastalığı, tümörler)
B. Merkezi
- İşitme siniri, beyin sapı, merkezi sinir sistemine ait nedenler.
Genel anlamda bu nedenlerin dışında toksik ilaç alınması (salisilatlar, kinin türevleri, genatamisin).
En sık karşılaştığımız nedenlerden biri de ani patlama sesine ya da gürültüye maruz kalınmasıdır. Bu durum kişinin etkilenme derecesiyle bağlantılı olarak değişebilir. Geçici bir işitme kaybından sonra çoğu zaman kalıcı bir işitme kaybı oluşabilir.
Kafa içinde herhangi bir nedenden dolayı basıncın arttığı durumlarda işitme siniri baskı altında kalacağından, iki taraflı bir çınlama oluşabilir.
Bazen küçük damar hastalığı, beyinde birtakım kılcal damarların yırtılması veya tıkanmasına bağlı basınç ve dolaşım bozukluklarına neden olur. Bu olay sonucu ani hiçbir neden yokken çınlamalar oluşabilir.
Çınlamayı etkileyen en önemli nedenlerden birisi stres ve depresif bozukluklardır. Stres çınlamayı, çınlama ise stresi arttıran tam bir kısır döngü oluşturur. Tedavide hastanın bu tür yakınmalarının dikkate alınması semptomların şiddetini azaltmada büyük rol oynar.
Tedavi seçenekleri nelerdir?
Tedavi protokolleri arasında cerrahi tedavi; objektif çınlama yapan tümoral durumlar ve işitme kaybı yapan kulak hastalıklarının tedavisinde ön plana çıkmaktadır. Örneğin Meniere hastalığına bağlı çınlamalarda iç kulak basıncının azalmasına yönelik her bir teknik, çınlamayı da % 30-50 oranında azaltır. Kliniğimizde de uygulanan kimyasal timpanosempatektomi yöntemi sayesinde kulak zarından orta kulak boşluğuna lidokain, xylocain gibi maddelerin enjeksiyonuyla çınlama % 60 oranında azalmaktadır. İşitme sinirinin koklear bölümünün kesilmesi gibi işlemler morbidite ve başarı açısından elverişli değildir.
İlaç tedavisi olarak adrenerjikler, adrenerjik blokerler (damar genişleticiler), antikolinesteraz ajanlar, kas gevşeticiler, plasma polipeptidler, vitaminler (A, B2, C) ve nikotinic asit kullanılmaktadır. Her ilacın yararı yanında yan etkisinin tolere edilmesi de dikkate alınıp seçim yapılmalıdır. Antihistaminik ve dekonjestanların başarı şansı son derece kısıtlıdır. Bazı lokal anestezi maddelerinin de tedavide kullanılması sözkonusudur.
Maskeleme yöntemi, hastanın çevredeki sesleri çınlamadan daha iyi algılaması ve kabullenmesi esasına dayanan bir protokoldür. Özellikle işitme kaybına bağlı çınlama hastalarında hastanın duyduğu çınlama frekansındaki sesler işitme cihazı ile hastaya geri verildiğinde, bu tür hastalarda en iyi maskeleme yöntemi işitme cihazıdır. Bu amaçla geliştirilmiş çınlama maskeleyici (tinnutus masker) teknolojik aletler kullanılmaktadır.
“Biofeedback” yönteminde ise her biri 30 dakikalık 6-8 seans halinde kişiye vücudunun değişik yerlerinde kan akımını ve boyun ve kafasına yapışan kasları gevşetmesi öğretilir. Bu şekilde hasta kendi gevşeme durumunu kontrol edebilir. Gevşemenin artması stres ve bununla ilgili şikayetleri azaltır. Çınlama da bunlardan biridir. Günümüzde bu metot TRT (tinnutus retainning therapy) adı altında İngiltere’de başarıyla uygulanmaktadır.
Çınlamada korunma yolları nelerdir?
Çınlamayı azaltmak için günlük hayatımızda birtakım önlemler almamız mümkündür. Bunlardan en önemlisi hem fiziksel hem de emosyenel olarak stresten uzaklaşmaktır. Bu amaçla geçici olarak birtakım sakinleştirici ilaçlar alınabilir. Kahve, sigara gibi uyarıcılar çınlamayı arttırır. Yüksek yoğunluklu gürültüler her zaman işitme kaybı riski oluşturulabileceğinden, zorunlu hallerde kulaklık dahi kullanılmalıdır. Çınlama özellikle gece yatağa yatarken en yoğun olarak hissedildiğinden, sizin için kabul edilebilir bir müziği başucunuza koyup çınlamayı duyamayacağınız volümde uyumaya çalışmak geçerli bir yöntemdir. Bu amaçla kullanılan ticari aletler mevcuttur.
Eğer bir çınlama hastasıysanız, belki de size vereceğimiz en önemli mesaj şu olacaktır: Ne kadar şiddetli bir çınlamaya sahip olursanız olun, çınlamanız asla işitme kaybı yapmaz, aklınızı kaybetmenize ya da ölüme yol açmaz.
Kulak zarı dış kulak yolu ile orta kulağı ayıran yapıdır. Tıbbi terminolojide kulak zarına “Timpanik membran” adı verilir. Kulak zarına ve birbirine yapışık orta kulak kemikçikleri(çekiç,örs,üzengi-malleus,incus,stapes) titreşen zardan sesi iç kulağa iletirler. Orta kulak östaki tüpü ile genize bağlanmıştır. Yutkunma ve esneme sırasında çalışan bu tüp havayı orta kulağa iterek orta kulak basıncını dış atmosfer basıncına eşitler ve kulak zarının en iyi şartlarda titreşmesini sağlar. Kulak zarında çeşitli nedenlerle delinme meydana gelebilir. Delik kulak zarına genellikle ağır işitme, bazen de kulak akıntısı eşlik eder. Ağrı genellikle yoktur.
Kulak zarında delinmeye yol açan nedenler nelerdir?
Sebep genellikle travma veya enfeksiyondur:
1- Kulağa tokat atılması,
2- Kafa kemiği kırıkları;
3- Ani patlamalar,
4- Toka,pamuklu çubuk ,kürdan,firkete gibi bir cismin dış kulak yolundan içeriye fazla sokulması,
5- Kaynak alevi veya asit gibi sıvıların dış kulak yolundan içeri girmesi,
6- Orta kulak enfeksiyonları,
kulak zarında delik oluşturabilir.
Orta kulak enfeksiyonlarıkulakta ağrı, işitme kaybı ve bazen zarda delinmeye yol açabilir. Zar delinmişse kulaktan iltihaplı ve kanlı bir akıntı olacaktır.
Nadir olarak kulak zarına tedavi amacıyla yerleştirilmiş ventilasyon tüpleri kulakta kalıcı bir delik oluşturabilir.
Kulak zarı delikleri ne kadar zamanda iyileşir?
Kulak zarı deliklerinin büyük çoğunluğu birkaç hafta içinde kendiliğinden iyileşirken, bir kısmında bu süre ayları bulabilmektedir. İyileşme evresinde kulak sudan korunmalıdır. Kendiliğinden kapanmayan delikler ameliyatı gerektirir.
Kulak zarı deliklerinin işitmeye etkileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?
Kulak zarındaki deliğin yeri ve büyüklüğü işitme kaybının derecesini belirler. Delik büyüdükçe işitme kaybı artar. Kronik orta kulak enfeksiyonlarında zarla birlikte orta kulak kemikçiklerinde oluşan tahribat, işitme kaybını derinleştirir. Travmada ise yine orta kulak kemikçiklerinde kopma ve zincirin devamlılığının bozulması sonucu ileri işitme kayıpları oluşabilir. Ani travma ve patlamalar işitme kaybı ile birlikte çınlamaya da yol açabilir. Çınlama genellikle birkaç gün içinde azalır.
İlk önce işitme testi yapılmalı ve orta kulakta oluşan tahribatın derecesi saptanmalıdır. Kulak zarındaki deliğin kapatılması işitmede iyileşme ve çınlamada azalma sağlar. Deliğin kapatılması orta kulağa kirli suların kaçışını ve olası orta kulak enfeksiyonlarını da engeller. Zarın kenarına bitişik deliklerde orta kulakta kolesteatom(cilt kisti) gelişmesini de engeller. Kolesteatom orta kulakta enfeksiyona, işitme kemikçiklerinde ve diğer önemli orta kulak yapılarında tahribata ve çeşitli önemli komplikasyonlara yol açabilir.
Delik küçükse kendiliğinden kapanma ihtimali yüksektir. Doktorunuz iyileşmeyi zaman zaman sizi muayene ederek takip etmelidir.
İyileşmede zorluk varsa ne yapmalı?
İyileşmede zorluk varsa ve deliğin büyüklüğü uygunsa doktorunuz bir yama yapabilir. Mikroskop altında zarın kenarları tazelenir, iyileştirici etkisi olan ilaçlar sürülür ve zarın üzerine ince bir kağıt parçası kapatarak yama yapılabilir. Bu tatbikat zardaki delik tam kapanıncaya kadar 3-4 kez tekrarlanabilir. Delik kapanırsa işitmede genellikle bir düzelme de olacaktır. Delik büyükse ve yama ile kapatılamayacağı görüşü hakimse veya birkaç kez kağıt yama tatbiklerinden sonra delik hala kapanmamışsa cerrahi müdahale gerekir.
Zarın kapatılması için çeşitli cerrahi teknikler vardır. Tüm tekniklerde iyileşmeyi sağlamak için zardaki delik bir doku parçası ile kapatılır. Bu işleme 'Mirengoplasti'adı verilir. İrengoplasti % 96-98 oranında deliğin kapatılmasında ve işitmenin düzeltilmesinde başarı sağlar. Basit bir ameliyattır ve çoğu kez hasta aynı gün evine gönderilir. Orta kulak kemikçiklerinde de hasar sözkonusu olduğunda aynı ameliyatta kemik zincirin yeniden yapılanması (restorasyonu) da gerçekleştirilir.
Doktorunuz kulağınızdaki hasara göre tedavi seçeneklerini değerlendirecek ve sizin için uygun yolu seçecektir.
Efüzyonlu Otitis Media (Orta kulakta sıvı) nedir?
Genel ve lokal enfeksiyon belirtileri olmaksızın orta kulak boşluğunda sıvı varlığı "efüzyonlu otitis media" olarak tanımlanır.
Orta kulak neresidir? İşlevi nedir? Östaki borusu nedir? İşlevleri nelerdir?
Kulak üç parçaya ayrılır. Dış kulak, kulak kanalı ve kulak zarının dış yüzeyinden oluşur. Orta kulak, kulak zarının arkasında yer alan bezelye şeklindeki hava dolu boşluğa verilen addır. Orta kulakta ses titreşimlerini iç kulağa ulaştırma işlevini gören üç kulak kemikçiği yer alır. Orta kulak “östaki borusu” olarak tanımlanan bir yol aracılığıyla geniz boşluğuyla (burnun arkasında ve boğazın üzerinde yer alır) ve içinde hava dolu küçük boşluklar bulunan kulak arkası kemik (mastoid kemik) ile bağlantılıdır.
İç kulakta ise işitme ve dengenin duyu organları olan salyangoz (cochlea) ve vestibüler labirent (yarım daire kanalları) yer alır.
Orta kulak, kulak zarına çarpan ses titreşimlerini -biraz da yükselterek- iç kulağa ulaştırmaktan sorumludur. Bu işlevi birincisi kulak zarına üçüncüsü iç kulağa bağlantılı olan birbirine bağlı üç kulak kemikçiği (çekiç/malleus, örs/inkus ve üzengi/stapes) ile yapar. Bu aktarımın sağlıklı olması için kulak zarı ve kulak kemikçiklerinin sağlam olması yanı sıra, orta kulak boşluğunun hava ile dolu olması ve -kulak zarının serbest titreşimini sağlamak için- bu havanın basıncının dışarıdaki hava basıncına eşit olması gerekir. Bu eşitliği sağlayan temel organ östaki borusudur.
Orta kulakta bulunan hava sürekli olarak emilir, östaki borusu yutkunduğumuz zamanlarda açılarak orta kulağa hava geçişini sağlar. Bu olay günde yaklaşık bin kez gerçekleşir. Östaki borusunun bu havalandırma işlevi dışında genizde varolan mikropların orta kulağa geçişini engelleyerek koruma işlevi ve orta kulaktaki salgıların genze ulaşması yolu olarak temizleme işlevi de vardır.
Efüzyonlu otitis medianın ve efüzyonlu otitis media hakkında bilgilenmenin önemi nedir?
Efüzyonlu otitis media, büyük oranda çocukluk çağında (süt çocukluğu ve oyun çocukluğu döneminde) görülen bir hastalıktır. Çocukluk çağında akut otitis mediadan sonra en sık rastlanılan kulak hastalığı efüzyonlu otitis mediadır. En büyük önemi, çocukluk çağında görülen işitme azlığı nedenlerinin birincisi olmasıdır. Çocuklar konuşmayı öğrenmek için işitmeye gereksinim duyduklarından, yaşamın ilk dönemlerinde oluşan bu işitme kaybı konuşmanın da gecikmesine ya da bozulmasına yol açar.
İkinci olarak efüzyonlu otitis media sessiz seyreden bir hastalıktır. Özellikle rutin kontrol muayeneleri yapılmayan çocuklarda işitme kaybı ortaya çıkana dek aileyi uyaracak belirtiler siliktir. Hatta işitme kaybı oluştuğunda da bunun "dikkat eksikliği" olarak yorumlanması oldukça sıktır. Ailenin efüzyonlu otitis media ile ilgili bilgisinin olması hastalığın fark edilmesini kolaylaştırır.
Üçüncü olarak efüzyonlu otitis medianın tedavisinde şu an için yoruma açık pek çok ikilem vardır. Bu nedenle hekim ideal tedavi planını belirlemekte ailenin - ve anlayacak yaşta ise hastanın- işbirliğine herhangi bir hastalıktan daha çok gereksinim duyar. Ayrıca efüzyonlu otitis medianın tedavisinde takip önemli bir yer tutar, bu durumda anne-babada oluşabilecek "bir şey yapmadan duruyor olmak" hissi ile ilgili kaygılar hastalık hakkında bilgilendikçe azalacaktır..
Orta kulakta sıvı nasıl oluşur?
Orta kulakta sıvı oluşması süreci Östaki borusunun mekanik yada işlevsel tıkanıklığı ile başlar. Östaki borusunun periyodik çalışması bozulduktan sonra orta kulak boşluğunda bir negatif basınç oluşur ve kulak zarı içeri doğru emilir. Bu dönemde orta kulak boşluğunda CO2 miktarı artarken O2 miktarı azalır ve bunun sonucunda orta kulak mukozasında değişiklikler meydana gelir ve mukozada yer alan salgı bezlerince salınan salgının miktarı artar ve salgı koyulaşır. Orta kulak boşluğunda karşımıza çıkan sıvı, miktarı ve niteliği değişmiş olan bu salgıdır. Zaman geçtikçe bu salgı daha da koyulaşır, ilerleyen dönemde "zamk kulak" nitelemesine yol açan çamurumsu bir yoğunluğa ulaşır.
Efüzyonlu otitis media neden daha çok çocuklarda görülür?
Bunun en büyük nedeni östaki borusunun işlev bozukluklarının çocukluk döneminde daha sık olmasıdır. Erken çocukluk döneminde östaki borusunun kıkırdak kısmı henüz kıkırdaklaşmamıştır, yeni doğanda koyu bir jöle kıvamındadır. Çocuklarda östaki borusu daha kısa ve düz yerleşimlidir ve erişkin yaşamda varolan açılaşmasını henüz yapamamıştır. Östaki borusunu açan kaslar henüz tam güçlenmemiştir.
Ayrıca çocuklar erişkinler oranla daha sık üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzit olurlar, 2-8 yaş arasında geniz eti (adenoid) de östaki borusu işlevlerini bozan ek bir sorun olarak gündeme gelir.
Efüzyonlu otitis mediada risk faktörleri nelerdir?
Efüzyonlu otitis media, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi kış aylarında daha sık görülür. Östaki borusunun işlevlerini bozan üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, alerji, geniz eti (adenoid) büyüklüğü, baş ve yüz şekil bozuklukları, Down sendromu, yarık damak varlığı efüzyonlu otitis medianın oluşmasını kolaylaştırır. Sık (yılda dört kezden fazla) üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda efüzyonlu otitis media daha sık görülmektedir. Uygun olmayan antibiyotik tedavileri efüzyonlu otit gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca efüzyonlu otitis mediaya bazı ırklarda daha sık rastlanmaktadır.
Risk faktörlerinin en önemlileri -değiştirilebilir olduklarından- çevresel risk faktörleridir. Bunlar:
1- Anne sütü yerine inek sütüyle/biberonla beslenme,
2- Anaokulu veya kreşe gitme,
3- Pasif sigara içiciliği yani çocuğun yanında sigara içilmesidir.
Efüzyonlu otite en sık yol açan risk faktörleri ise şöyle sıralanır:
1- Alerjik nezle (bakınız: Saman nezlesi),
2- Geniz eti (adenoid) büyüklüğü,
3- Anaokulu ya da kreşin ilk yılı içinde olmak.
Efüzyonlu otitis medianın belirtileri nelerdir?
Çocukluk çağında efüzyonlu otitis media sessiz bir hastalıktır. Sık görülen belirtileri huzursuzluk, davranış değişikliği, ilerleyen dönemlerde işitme azlığı, konuşmada gecikme ve konuşmanın bozulmasıdır. Efüzyonlu otiti olan çocukların bir kısmında soğuk algınlığı geçirdiği dönemlerde kulak ağrısı olabilir.
İşitme azlığı, seslere duyarsızlık, arkasından seslenildiğinde yanıt vermeme ve daha büyük çocuklar için televizyonun sesini açma ya da televizyonu yakından izleme şeklinde kendisini gösterir.
Efüzyonlu otitis media tanısı nasıl konur?
Tanı daha çok rutin muayene sırasında konur. Tanıda otoskopi ya da otoendoskopi (otoskop ya da endoskop ile ışık düşürülerek kulak zarının incelenmesi) ilk aşamadır. Pnömotik otoskop adı verilen, muayene sırasında kulak zarına pozitif ya da negatif basınç uygulamaya olanak veren sistem, tanıya ulaşmayı kolaylaştırır. Otomikroskopi yani kulak zarının mikroskopla incelenmesi de tanı değerini arttırır.
Tanı ve takipte sık kullanılan test, kulak kanalından verilen bir ses dalgasının kulak zarında oluşturduğu titreşimin kağıda dökülmesidir. Bu test İmpedansmetri yada Timpanometri adıyla anılır. Ancak Timpanometri normal olduğunda hemen daima orta kulak havalanmasının normal olduğunu göstermesine karşın, kulak zarı hareketlerinin kısıtlılığını gösteren yatık (B tipi) eğrinin her zaman orta kulak boşluğunda bir sıvı varlığını kanıtlamadığı akılda tutulmalıdır.
Efüzyonlu otitis medianın tedavisi nedir?
Efüzyonlu otitis medianın herkes tarafından kabul edilen tek bir tedavisi yoktur. Her hasta için tedavi değişiklikler gösterebilir. Bu nedenle aşağıda tedavinin ana hatları belirlenecek ve tartışmalı konular ortaya konulacaktır. Temel iki tedavi yöntemi antibiyotik tedavisi ve ventilasyon tüpü takılmasıdır.
Orta kulakta varolan sıvı bir akut otitis media atağından sonra ya da üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında gelişmiş olabilir. Üç aylık takip sonucunda efüzyonlu otitis media hastalarının çoğunda kendi kendine iyileşme görülmektedir. Bu nedenle hastalığı tedavisiz bırakıp üç ay izlemek tedavi seçeneklerinden birincisidir. Ancak daha çok kabul gören yöntem, eğer çocuk daha önce akut otitis media tedavisi için antibiyotik kullanmadıysa 10 günlük antibiyotik tedavisi uygulamaktır. Kullanılabilecek antibiyotikler, başlıca Amoksisilin, Amoksisilin+klavulanik asit, Sefaklor, Sefuroksim aksetil, Sefiksim, Eritromisin+sulfisokzasol (Ülkemizde bulunmamaktadır), Trimetoprim+sulfametoksazol, Klaritromisin, Azitromisin ve Ampisilin+sulbactamdır. Antibiyotik kullanımı sıvının temizlenmesi oranını % 14 arttırmaktadır.
Antibiyotik tedavisine ek olarak ağızdan verilen dekonjestanların (burun açıcı, ödem azaltıcı ilaçlar), dekonjestan etkili burun sprey ve damlalarının, balgam sulandırıcı (mukolitik) ilaçların, ağızdan verilen kortizon tedavisinin kullanımı tartışmalıdır. Burada tedavide nelerin yapılmaması gerektiğinden bahsetmek daha doğru gözükmektedir:
- Alerjisi olan ya da hali hazırda bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren hastalar dışında antihistaminiklerin (akıntı azaltan antialerjik ilaçlar) efüzyonlu otitis media tedavisinde yeri yoktur. Bu ilaçların orta kulakta varolan sıvının koyulaşmasını sağladığını savunan araştırmalar vardır.
- Tanı konduğunda üst solunum yolu enfeksiyonu ya da sinüziti de saptanan hastalarda dekonjestan burun damlalarının kullanılması daha çok kabul edilir. Bu durumda ağızdan dekonjestan ve antihistaminiklerin kullanımı da düşünülebilir.
- Tedavide dekonjestan burun damlaları ya da spreyleri kullanılacaksa, önerilen süreyi aşmamaya özen gösterilmelidir. Uzun süre kullanıldığında ilaç kesildikten sonra "rebound" etki ile burun tıkanıklığına yol açabilir.
- Bir dönem popüler olmasına karşın balgam sulandırıcı ilaçlar efüzyonlu otitis media tedavisinde nadiren önerilir.
- Efüzyonlu otitis media tedavisinde tek başına kortizon tedavisinin yeri yoktur.
- Antibiyotik ile birlikte kullanılan kortizon sıvının temizlenmesi oranını % 25 artırmasına karşın, özellikle son ay içinde su çiçeği virüsü almış olan çocuklarda su çiçeği hastalığının vücuda yayılan (dissemine) forma dönüşmesi olasılığı nedeniyle ağızdan kortizon tedavisi sık kullanılmaz.
- Tedaviye mutlaka çevresel risk faktörlerinin elimine edilmesi de eklenmelidir. Çocuğun yanında sigara içilmesine son verilmelidir. Çocuğu anaokulu ya da kreşten almanın efüzyonlu otitis media tedavisindeki etkinliği kanıtlanmış olmamasına karşın, özellikle inatçı, uzayan efüzyonlarda akla gelebilir.
10 günlük tedavi sonrasında kulağın durumu otoskopi, pnömotik otoskopi ya da timpanometri ile dökümante edilmelidir. Tedavi sonrasında efüzyon devam ediyorsa ve hastada;
- Yarık damak gibi baş ve yüz (kraniofasial) anomalisi,
- Mental retardasyon yada nörolojik bozukluklar,
- Görme keskinliğinde azalma ya da daha önceden işitme kaybı varlığı gibi duyusal eksiklikle giden hastalıklar,
- Bağışıklık bozukluklarıyla giden hastalıklar,
- İşitme kaybı (ses alma eşiği>20 dB),
- Konuşmada gecikme,
- Kulak zarında çökme cebi,
- Dengesizlik ya da baş dönmesi,
- Kulak çınlaması,
gibi bulgular varsa ventilasyon tüpü takılması planlanmalı, eğer bu sayılan koşullar yoksa hasta izlenmeye devam edilmelidir.
Burada seçilecek tedavi üzerinde mevsimin çok belirleyici bir rolü vardır. Aynı hastada dahi izlenecek yol Aralık ayında farklı (daha girişime yönelik) Nisan ayında farklı (daha izleme yönelik) olacaktır. Yine aynı şekilde eşlik eden hastalıkların (Örneğin adenoid dokusu büyüklüğü, alerjik nezle) varlığı da kararı etkileyecektir.
Bu üç aylık takip döneminde varolan yada yeni ortaya çıkan alerjik nezle, üst solunum yolu enfeksiyonları ve sinüzit tedavisi dışında; gerek tedavi edici gerek koruyucu dozda kullanılan antibiyotiklerin, ağızdan kullanılan dekonjestan ilaçların, dekonjestan burun damla ve spreylerinin, antialerjik ya da mukolitik ilaçların sıvının temizlenme oranı üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur. Bu dönemde tedavinin ilkeleri şöyledir:
- Alerjik çocuklarda takip sırasında antialerjik tedavi veya koruma devam etmelidir. (Bakınız: Saman nezlesi)
- Serum fizyolojik ya da steril deniz suları ile yapılan burun temizliği takip boyunca sürdürülmelidir.
- Takip döneminde östaki borusu işlevlerini destekleyecek manevralar yaptırılmalıdır. Bunlardan başlıcası Valsalva manevrasıdır ve ağız kapalıyken burunu iki parmakla tıkayarak kulağa doğru ıkınmak yoluyla orta kulağı hava ile doldurmaya çalışmaktır. Çocuklarda burun kapalı şekilde kolay şişmeyen balonları şişirtmeye çalışmak, Valsalva manevrasını oyunla birleştiren etkin bir yöntemdir. Valsalva manevrası burun akıntısı olan dönemlerde yapılmamalıdır. İkinci manevra Toynbee manevrasıdır ve burun kapalı olarak yutkunmak, böylece östaki borusunu pasif olarak çalıştırmak esasına dayanır. Çocuğun sevdiği içecekleri seçerek tüm aile bireylerinin burun kapalı şekilde içeceklerini içmesi de Toynbee manevrasını oyunla birleştirebilir.
- Bu dönemde kulağa sıcak uygulamanın efüzyonun gerilemesi üzerinde etkisi olabilir. Herhangi bir olumsuz etkisi olmadığından anne-babayı ve çocuğu sıkmayacak yoğunlukta sıcak uygulaması önerilir.
Takip sırasında yukarıda belirtilen işitme azlığı, konuşmada gecikme ya da konuşmanın bozulması, kulak zarında çökme cebi oluşması, dengesizlik ya da baş dönmesi ya da kulak çınlaması belirti ve bulgularından herhangi biri ile karşılaşıldığında ventilasyon tüpü takılmalıdır.
Üç ay dolduğunda da efüzyon tek taraflı ise yeni bir antibiyotik tedavisi verilerek izleme devam edilmeli, her iki kulakta efüzyon varsa ventilasyon tüpü takılmalıdır. Mümkünse tüp takılmadan önce işitme testi yapılmalıdır. Tek taraflı efüzyon 6 ay boyunca temizlenmezse tüp takılmalıdır.
Bunun dışında ilaç tedavisine yanıt vermesine karşın sık tekrarlayan (örneğin yılda 6 kez) efüzyonlu otit varlığında da tüp takılması gereklidir.
Kulak (ventilasyon) tüpü nedir?Tüp takılmasının amacı nedir? Nasıl işlev görür?
Ventilasyon tüpleri teflon, silastik, altın gibi vücudun reaksiyon göstermeyeceği (inert) maddelerden yapılmış, ortalarında kulağa havanın gireceği bir delik bulunan ve ön ve arkası daha geniş düzenlenmiş olan küçük (1-2 mm çapında) silindirlerdir. Tüp takılmasının nedeni, kulak zarının çizerek orta kulakta varolan sıvının çekilmesinden 48-72 saat sonra kulak zarının kendi kendini onarması ve kısa zaman içinde efüzyonun tekrar oluşmasıdır.Tüp takılmasını takiben işitme hemen hastalık öncesi döneme dönmekte, orta kulakta CO2 miktarı azalmakta, O2 miktarı artmakta ve CO2 ve O2 düzeyleri normale dönmekte, ilerleyen dönemlerde orta kulak mukozasında oluşan değişiklikler tümüyle geri dönmekte ve salgı normalleşmektedir. Tüp takılmasının temel amaçları işitmenin normale dönmesini sağlamak, kalıcı işitme kayıplarından çocuğu korumak ve konuşma sorunlarının ortaya çıkmasını engellemektir. Tüp takılması tedavi edici olmaktan çok koruyucu bir girişim olarak düşünülmelidir. Çünkü izlemi 3 aydan daha fazla uzattığımızda efüzyonların bir kısmı daha da kendi kendine iyileşecektir. Ancak tüp takılması gerek işitme kaybının uzaması ve buna bağlı olası konuşma sorunlarının gelişmesinin engellenmesini, gerekse efüzyonlu otitis media seyri sırasında nadiren oluşabilen iç kulak tipi kalıcı işitme kayıplarının ortaya çıkmasının ve kulak zarında atrofi (incelme), çökme cebi, kulak zarının tümüyle çökmesi gibi yapısal bozuklukların gelişmesinin engellenmesini amaçlamaktadır. Tüm ülkelerde ventilasyon tüpü yaygın olarak kullanılmaya başladıktan sonra çocukluklarını geçiren erişkinlerde, ventilasyon tüpü takılması yaygınlaşmadan önceki dönemde çocukluklarını geçiren erişkinlere oranla kulak hastalıkları sıklığında belirgin azalma gözlenmiştir.
Ventilasyon tüpleri nasıl takılır?
Erişkinlerde muayene odasında lokal anestezi ile kolayca uygulanan bir işlem olmasına karşın, çocuklarda genel anestezi ile takılır. Bu halde tüp takılması ameliyathanede ve bir anestezi uzmanı çocuğu uyutmuş ve monitörize etmişken yapılır. Anestezi süresi yaklaşık 5 ila 10 dakikadır. Dışarıdan herhangi bir kesi yapılmaksızın kulak kanalı açıklığından kulak zarına ulaşılır ve küçük bir kesik ile delik açılır, genellikle varolan sıvı aspiratör ile çekilir ve ventilasyon tüpü bu deliğe yerleştirilir. İki saat sonra hastaneden çıkılabilir. Üç aylıktan küçük çocuklar ve kalp ve akciğer hastalıkları ya da serebral palsi gibi kronik sorunları olan çocuklar bir gece hastanede kalabilir.
Kulağında tüp olan çocuk ne yapmalıdır?
Çocuklar tüpü hissetmezler ve herhangi bir ağrı duymazlar. Ancak ventilasyon tüpü olan çocuklar yüzme ve banyo sırasında kulaklarını sudan korumalıdırlar. Bunun için vazelinli pamuk ya da kulak tıkaçları kullanılabilir. Perth/Avusturalya ya da Atlantik Kıyısı/A.B.D. gibi yüzmenin halkın yaşamının bir parçası olduğu bölgelerde yüzme sırasında kulağı korumak yerine yüzme sonrası antibiyotikli damla kullanmak gibi seçenekler de gündeme gelmektedir.
Tüp ne zaman ve nasıl çıkar?Tüp atıldıktan sonra hastalık tekrar eder mi?
Ventilasyon tüpleri ortalama 6-8 ay sonra kulak zarından atılarak kulak kanalına düşerler. Tüp takılmasından sonra aylık ya da iki aylık aralıklarla yapılan takipler sırasında tüpün atıldığı görülür ve genellikle hekim tarafından kulak kanalından alınır. Bazen kendiliğinden kulak kanalından düşer. Tüp takıldıktan iki yıl sonra halen kulak zarında kalan tüpler hekim tarafından alınır. Bu işlem eğer çocuğun yaşı küçükse anestezi ile ameliyathanede, büyükse muayene odasında gerçekleştirilir.
Edebilir. Bir kez ventilasyon tüpü takılması çocukların % 90'ı için tedavi edici olur ve eğer daha sonra orta kulakta sıvı görülse bile ilaç tedavisi ile iyileşir. Ancak çocukların % 10'unda tekrar tüp uygulamak gerekli olur. İlk tüp takıldığında iki yaşın altında olan çocuklar için bu oran % 25'e yükselmektedir. İkinci kez tüp uygulamanın gerekli olduğu çocuklar sıklıkla sekiz yaşına dek tekrarlayan tüp takılması girişimlerine gereksinim duyarlar. Bu nedenle bu çocuklara ikinci kez kulak zarında kalma süresi daha uzun olan "T tüp" takılabilir.
Tüp takılmasının komplikasyonları nelerdir?
Nadiren tüp atıldıktan sonra kulak zarında delik kalabilir. Eğer hastaya “T tüp” takılmış ise bu olasılık artar.
Kulak zarında kireç birikimi -genellikle işitmeyi etkilemeyen- görülebilir.
Nadiren tüp takılırken kulak kanalı cildinde zedelenme, tüp takılması sonrası inatçı kulak akıntısı ve kulak zarında tüpe komşu bölgede granülasyon dokusu gelişmesi görülebilir.
Geniz eti ve bademciklerin alınmasının efüzyonlu otitis media tedavisindeki yeri nedir?
Geniz eti gerek mekanik olarak östaki borusunu tıkayarak, gerek geniz boşluğunu daraltması nedeniyle östaki borusunun çalışmasını olumsuz etkileyerek, gerek üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzit gelişme sıklığını arttırarak, gerekse geniz boşluğunda varolan mikropların sayısında belirgin bir artışa yol açarak (mikrop rezervuarı özelliği) efüzyonlu otit gelişmesini kolaylaştırır. Kulağa tüp takılırken geniz eti alınmasının sonraki iki yıllık dönemde efüzyonların tekrarını azalttığı gösterilmiştir. Bu verilere karşın kulağa tüp takılması sırasında büyük olmayan geniz etinin alınması tartışmalıdır. Bu konuya yaklaşım şöyledir:
- Burun tıkanıklığına yol açan büyük geniz eti varlığında tüp takılırken mutlaka geniz eti de alınmalıdır.
- Geniz eti büyük değilse 1-3 yaşlarında alınması gereksizdir. Buna karşın 4-8 yaşlarında tüp takılırken geniz eti de alınmalıdır.
- Eğer ilk tüp takılırken geniz eti alınmamış ise ve çocuğa ikinci bir kez tüp takılması gerekiyorsa geniz eti mutlaka alınmalıdır.
- Efüzyonlu otitis mediası olsun ya da olmasın yarık damak varlığında adenoidektomi kesinlikle yapılmamalıdır.
Buna karşın bademcik dokusu ile östaki borusu işlevleri arasında hiç bir bağlantı yoktur ve eğer kendi patolojisi nedeniyle bademcikleri alınması gerekmiyorsa, tüp takılırken bademciklerin alınması efüzyonlu otitis media tedavisine hiçbir katkıda bulunmaz.
Efüzyonlu otitis mediadan korunmanın yolları var mıdır?Bu Yollar Nelerdir?
Evet. İlk sırada anne sütü ile beslenme gelmektedir. Bebekler ilk altı ay anne sütü aldıklarında efüzyonlu otitisle karşılaşma oranı azalmaktadır. İkinci olarak çocukların yanında sigara içilmemelidir. Üçüncü sırada aşılanma gelmektedir. HIB aşısı (daha çok menenjit aşısı olarak bilinir), grip aşısı ve iki yaşın üzerindeki çocuklar için polivalan Pnömokok aşıları efüzyonlu otitis media sıklığını azaltabilir. Alerji ve büyük geniz eti varlığının erken tanınması ve tedavisi de efüzyonlu otit sıklığını düşürür. Viral enfeksiyonlarda (örneğin soğuk algınlığı) antibiyotik kullanmaktan kaçınılmalı, antibiyotik kullanıldığı dönemlerde uygun doz ve uygun zaman kullanılmalı, bir yan etkiyle karşılaşılmadıkça antibiyotik tedavisi beş günden önce kesilmemelidir. Çocuğun kreş ya da anaokuluna erken gönderilmemesi, çok kalabalık olmayan sınıfların yeğlenmesi diğer önlemler olabilir. Burun sümkürmenin öğrenilmesi çocuğun kulak sağlığında belirgin iyileşme sağlar. Erken dönemde oyun şeklinde çocuğa sümkürme alıştırmaları yapılabilir. Serum fizyolojik ya da steril deniz suyu ile yapılan günlük burun yıkamalar enfeksiyon ve efüzyon sıklığını azaltmaktadır.
Efüzyonlu otitis media için başta diyete dayalı ve kiropraktik olmak üzere pekçok tedavi yöntemi lanse edilmektedir. Efüzyonlu otitis media sıklığını azaltan bazı mucize diyet önerileri vardır. Bu tedavilerin hiçbiri yeterli bilimsel kanıta sahip değildir ancak "aslolan zarar vermemek" ilkesine ters düşmedikçe uygulanmaları anne-babanın seçimine kalmaktadır.
KULAK AKINTISI VE ORTA KULAK İLTİHABI
Orta kulak neresidir ve nasıl görev yapar?
Orta kulak dış kulak yolundan ince bir kâğıt kalınlığındaki kulak zarı ile ayrılan bezelye büyüklüğünde içi hava dolu bir boşluktur. Orta kulak kemikçikleri (malleus, incus, stapes-çekiç, örs, üzengi) kulak zarına ve birbirlerine yapışıktırlar. Ses dalgaları kulak zarına çarparak onu titreştirdiğinde kemikçikler de hareket eder ve bu yolla ses iç kulağa iletilir. Ses oradan işitme siniri yoluyla beyine gönderilir.
Kulak zarının ideal şartlarda titreşmesi için orta kulak ve dış atmosfer basıncı birbirine eşit olmalıdır. Bu amaçla havayı orta kulağa ulaştıran östaki borusudur. Östaki borusu burnun arkası (geniz) ile orta kulak arasında yer alır. Yutkunma ve esneme sırasında açılarak havanın orta kulağa ulaşmasını sağlar. Yutkunma sırasında kulakta işitilen çıtırtı, östaki borusundan orta kulağa ulaşan hava kabarcığının sesidir. Bu şekilde hava basıncı eşitlenir. Bu olay otomatik olarak günde bin defadan fazla yapılmaktadır.
Otitis Media nedir? Nedeni nedir?
Ot=kulak, itis=iltihap, media=orta; Otitis media=orta kulak iltihabı anlamına gelir.
Orta kulak iltihabı üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında virüslerin burun veya boğazdan östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşması ile meydana gelir. Östaki borusunun fonksiyonu soğuk algınlığı, alerji, sinüs ya da boğaz enfeksiyonlarında bozulur ve çalışması bozulan östaki tüpü enfeksiyonu orta kulağa ulaştırır. Orta kulakta enfeksiyon kulak ağrısına, kulak zarında kızarıklığa, orta kulakta müküs veya cerahat birikmesine yol açar. İltihaplanan kulak zarı bazen en zayıf yerinden delinir ve cerahat dışarı akar. Çoğu zaman östaki borusu içinde şişlik olduğundan, cerahat genze boşalamaz ve orta kulakta kalır. Orta kulak havalanamıyorsa ve boşlukta vakum oluşmuşsa orta kulakta sıvı veya müküs birikir, bu duruma 'seröz otitis media' adı verilir. Bu durum sıklıkla kronikleşir. Yani iltihabın akut ve ağrılı dönemi geçtikten sonra haftalar, aylar hatta yıllarca sürebilir.
Ne zaman ve kimlerde görülür? Önemli midir?
Orta kulak iltihabı daha çok küçük çocuklarda görülür. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça görüldüğü kış ve ilkbahar aylarında orta kulak iltihapları da sıktır.
Önemsenmesi gereken bir enfeksiyondur. Şiddetli kulak ağrısı yapabilir, bazen iltihap önemli komşu yapılara geçebilir. Çocuklarda ağır işitmeye yol açarak konuşma gelişimini bozabilir, eğitimlerini kötü yönde etkiler.
Belirtileri nelerdir? Çocuğumda orta kulak iltihabı olduğunu nasıl anlarım?
Ağrı en sık görülen belirtidir. Kulakta tıkanıklık ve basınç hissi vardır. Buna, çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonunun diğer belirtileri (burun akıntısı, ateş) eşlik eder. Ağrıyı tanımlayamayacak kadar küçük olan çocuklarda huzursuzluk, ağlama sıkça görülür ve çocuklar hasta kulağı çekiştirirler. Orta kulakta biriken cerahat ve iltihaplı zar nedeniyle işitme azalmıştır. Uygun tedavi yapılırsa iltihap ve orta kulaktaki sıvı kaybolur, işitme tamamen normalleşir. Tedavi yapılmazsa veya yetersizse işitme kaybı kronikleşir ve kalıcı hal kazanabilir.
Doktor muayenesinde neler yapılıyor?
Doktor kulağınızı otoskop, optik veya kulak mikroskobu yardımıyla muayene eder. Kulak zarının durumu, kızarıklık, zarda matlaşma, ışığı yansıtması, orta kulakta sıvı varlığı kontrol edilir. Dış kulak yoluna uygulanan hava basıncı ile zarın hareketliliğine bakılır. Hareketli, titreşen, sedefi-gri renkte, ışığı yansıtan kulak zarı normaldir. Muayene ile elde edilemeyen bilgiler için iki ayrı test yapılabilir: Odiogram ile kulağın işitme seviyesi, timpanogram ile orta kulak hava basıncı ve östaki borusu fonksiyonları araştırılır.
Bu iki test problemin ciddiyetini belirlemeye yarar ve tedaviyi yönlendirir.
Muayenenin tam olarak yapılabilmesi için çocuk hastanın uyum göstermesi gereklidir. Bu nedenle ebeveynler çocuğu muayeneye hazırlamalı ve muayene sırasında sessiz, sakin olmalarını sağlamalıdır.
Orta kulak iltihabının tedavisinde neler yapılıyor?
Orta kulak iltihaplarında en önemli tedavi ilaç tedavisidir. Kullanılan ilaçlar; antibiyotikler, alerjik durumlarda antihistaminikler, soğuk algınlığı eşlik ediyorsa dekonjestan (ödem çözücü) ilaçlar, burun damlaları, ağrı ve ateş düşürücü ilaçlardır. Ağrı 1-2 gün içinde tamamen geçse de iltihabın tamamen silinmesi için antibiyotikler 10-14 gün kullanılmalıdır. Diğer ilaçlar da doktorunuzun önerdiği şekilde ve sürede kullanılmalıdır.
İlaçlar yan etki ortaya çıkarmışsa veya belirtilerde düzelme olmuyorsa tedavi sonlanmadan doktorunuzla tekrar temasa geçmelisiniz.
Başka tür tedavi gerekir mi?
Orta kulak iltihabı çoğu zaman ilaç tedavisiyle tam düzelir. İlaç tedavisinin yetmediği durumlarda ileri tedaviler gerekebilir:
1- Miringotomi (parasentez): Kulak zarını delerek zarda minik bir açıklık oluşturmaktır (Bu işlem kulak zarını çizmek olarak bilinir). Bu açıklıktan orta kulakta biriken sıvı boşaltılabilir ve ağrı azaltılabilir. Delinen yer birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir ve kapanır, kulak zarında herhangi bir kalıcı hasar oluşmaz.
2- Kulak zarına tüp yerleştirilmesi: Parasentezde oluşturulan açıklık iltihabı olay-sıvı tam kaybolmadan kapanabilir. Bu açıklığın uzun süre kalmasını sağlamak için iyileşmeyen seröz otit (orta kulakta sıvı) durumunda kulak zarındaki bu açıklığa içi boş bir tüp yerleştirilebilir. Buna ventilasyon (havalandırma) tüpü adı verilir. Çocuklarda genel anestezi, yetişkinlerde ise lokal anestezi altında yerleştirilebilir. Bu tüpün içinden orta kulağa geçen hava, orta kulak basıncını dış atmosfer basıncına eşitler ve orta kulakta sıvı birikimini engeller. Bu şekilde işitme düzelir. Tüp orta kulak iltihabının tamamen düzelip östaki borusunun normal çalışmaya başladığı zamana kadar yerinde kalmalıdır. Bu süre birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Bu süre içinde kulağa su kaçması engellenmelidir. Su kaçması kulağın iltihaplanmasına yol açabilir. Ventilasyon tüpleri işitmeyi belirgin olarak düzeltir ve kulak enfeksiyonlarını azaltır veya tamamen ortadan kaldırır. Çocuklarda orta kulak iltihapları kronik geniz eti ve bademcik iltihaplarına eşlik edebilir. Böyle durumlarda geniz eti ve bademciklerin alınması gerekebilir. Alerji varsa tedavi edilmelidir.
3- Delik kulak zarı tamiri: Orta kulak enfeksiyonlarının sık tekrarlaması ve yetersiz tedavi edilmeleri kulak zarında kalıcı delik oluşmasına ve kronik akıntılı durumlara yol açabilir. Kapanmayan delikler veya kronik iltihaplı kulak akıntıları (kronik orta kulak iltihabı) cerrahi tedaviyi gerektirir. Kulak zarının tamiri (mirengoplasti), işitme kaybının fazla olduğu durumlarda orta kulak kemikçik zincirinin tamiri (ossikuloplasti) ve kronik akıntılı durumlarda orta kulak ve çevresinde yerleşen iltihabın temizlenmesi (mastoidektomi) ameliyatları gerekebilir. Bu ameliyatların büyük bölümü genel anesteziyle yapılır ve en fazla bir günlük kalışını gerektirir.
ORTA KULAK İLTİHABI HEMEN VE UYGUN BİÇİMDE TEDAVİ EDİLİRSE CİDDİ SORUN OLMAKTAN ÇIKAR!!!
DOKTORUNUZUN YARDIMIYLA ÇOCUĞUNUZUN DAHA İYİ İŞİTMESİNİ VE HİSSETMESİNİ SAĞLAYABİLİRSİNİZ!!!
TEDAVİ PLANINA UYUNUZ VE HASTALIK TAM DÜZELENE KADAR KONTROLLERİNİZE GİDİNİZ!!!
Son yıllara kadar çocuklarda işitme kayıplarının olup olmadığı ve ne derecede işittiğiyle ilgili bilgiler, özellikle çocuk belirgin cevaplar verme yaşına gelene kadar elde edilemezdi. Bu yüzden, doğuştan işitme kusuru olan çocuklarda konuşma da gecikeceğinden, hastalık daha uzun süre teşhis edilemeden kalmaktaydı. Ancak günümüzde tıp alanındaki teknolojik gelişmeler, bize, çocuğun işitmesi ve işitme düzeyi hakkında daha doğar doğmaz bilgi alma imkânı vermektedir.
Ebeveynler olarak çocuğumuzun işitmesi hakkında endişe duymamızı gerektiren nedenler şunlardır:
A- Gebelik sırasında
1. Anne gebelik sırasında ateşli bir enfeksiyon (kızamık, kızıl, suçiçeği vb.) geçirmişse,
2. Anne alkollü içecekler kullanmışsa,
3. Ailede bir ya da birden fazla kişide hayatın erken dönemlerinde ortaya çıkan işitme kayıpları varsa
B- Yenidoğan (İlk 28 gün içinde)
1. 1500 gramın altında doğum tartısı,
2. Yüzde normal olmayan görünüm (herhangi bir konjenital anomaliyi düşündüren),
3. Doğuştan sarılık olması ve kan değişimi uygulanması,
4. Çocuğun beş günden fazla yoğun bakım ünitesinde kalması,
5. Damardan verilen bir antibiyotik almış olması (özellikle gentamisin, streptomisin vb),
6. Menenjit geçirmiş olması (doğumsal işitme kayıpları arasındaki en sık nedendir)
C- Bebek (9 günlükten 2 aya kadar)
1. Damardan verilen bir antibiyotik kullanılması,
2. Menenjit geçirmesi,
3. Ağır bir kafatası kırığı bulunması,
4. Nörolojik bozuklukların bulunması
D- Süt çocuğu (Doğumdan 6 aya kadar)
1. Beklenmedik yüksek bir sese karşı hareket ederek bir yanıt vermemesi,
2. Kafasını tanıdık sesin geldiği yere çevirmemesi, gürültüye uyanmaması
E- Genç bebek (6-12 aylık)
1. Sorulduğu zaman bir nesneyi gösterememesi,
2. İlgisiz sesleri hiç çıkaramama
F- Bebek (13 aydan 2 yıla kadar)
1. Yumuşak bir sesin geldiği yöne ilk çağırışta bakmaması,
2. Çevredeki seslere karşı tepki göstermemesi,
3. Kendi yaşıtlarının kullandığı dili kullanmaması,
4. Televizyonu normal sesle dinlememesi.
İşitme desibel (dB) ile ölçülür. 0-25 dB arası işitme normal sınırlar olarak kabul edilirken, 25-40 dB arası hafif, 45-60 dB arası orta, 60 ve üzeri dB ise ciddi işitme kaybı olarak tanımlanmaktadır.
Eğer çocukta yukardaki bulgular varsa, işitme kaybı yönünde belirgin bir risk taşıyor demektir. Ancak bu bulgular olmadan da çocukta işitme kaybı olabilir.
Böyle bir durumla karşılaşıldığında, çocuk hangi yaşta olursa olsun bir KBB hekimine muayene ettirilmelidir. Zira birtakım konjenital dış kulak yolu anomalileri basit bir muayeneyle bile saptanabilir. Ya da basit bir frenulum (dil bağı) çok kolaylıkla konuşma bozukluğu yapabilir. Doğumsal işitme kaybı olguları ile karşılaşıldığında, hastanın diğer organ sistemleri ile anomalileri de mümkün olduğu kadar gözden geçirilmelidir. Zira birtakım kalıtsal sendromlar multipl organ tutulumu ile beraberdir (Cogan Sendromu, Okülo-oto-renal Sendrom).
Eğer işitme kaybı olan bir çocuğunuz varsa, ikinci yapılacak şey işitme testleridir. Özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde OAE (Oto akustik emisyon) cihazıyla tüm yenidoğanlara işitme taramaları yapılmaktadır. Herhangi bir risk taşımadığı gibi, non-invazif bir yöntemdir. Ancak çocukta belirgin bir işitme kaybı saptandığında, BAER (Brain Auditory Evoked Response) cihazıyla işitme kaybının ölçüsünü saptamak mümkündür.
KRONİK ORTA KULAK ENFEKSİYONLARININ
CİDDİ KOMPLİKASYONLARI-KOLESTEATOM
Kronik orta kulak enfeksiyonlarının önemli komplikasyonları nelerdir?
Orta kulaktaki enfeksiyonun komşu önemli yapılara ulaşması kronik orta kulak enfeksiyonlarının komplikasyonlarını oluşturur. Enfeksiyonun yayılması direkt yolla (kolesteatom-cilt kisti) veya damarsal yolla olacaktır. Bu komplikasyonlar şunlardır:
1- İşitme kaybı: Orta kulaktaki enfeksiyon veya kolesteatomun işitme kemikçiklerini tahrip etmesi sonucudur. Çoğunlukla çınlama da eşlik eden belirtidir. İç kulakta hasar sonrası oluşmuşsa yapılan tedavilere rağmen düzelmez
2- Baş dönmesi: Enfeksiyonun iç kulağa ulaşması sonucudur. Denge organının yuvalandığı yarım daire kanallarda erozyon oluşması (kanal fistülü) veya toksik etkilerle oluşur.
3- Yüz felci: Orta kulak veya mastoid kemik(kulak arkasındaki kemik) içinde yüz sinirinin kemik kanalının tahrip olması sonrasında meydana gelir.
4- Kafa içi komplikasyonlar: Enfeksiyonun orta kulaktan ve mastoid kemikten yakın komşuluğundaki kafa içine geçmesi ile oluşurlar. Bunlar epidural apse,beyin apsesi ve menenjit gibi önemli komplikasyonlardır .Bazen kafa içindeki büyük toplar damarlarda tromboflebit (damarın pıhtı ile tıkanması ve iltihabı) -lateral sinüs tromboflebiti- meydana gelebilir.
Kolesteatom nedir? Belirtileri nelerdir?
Kolesteatom orta kulak veya çevresindeki kemik içinde cilt hücrelerinin gelişmesiyle ortaya çıkan bir oluşumdur. Normalde kulak zarının arkasında cilt hücresi bulunmaz. Orta kulak içinde gelişmeye başlayan kolesteatom giderek büyür ve orta kulağı çevreleyen kemik yapıları harap eder. Bu şekilde işitme kaybı, baş dönmesi ve nadiren de yüz felcine yol açabilirler.
Başlangıçta kulak akıntısıolabilir. Akıntı bazen kötü kokuludur. Kolesteatom büyüdüğünde orta kulaktaki işitme kemikçiklerinde erimeye yol açar, işitme kaybı gelişir ve giderek artar. Kulakta basınç ve dolgunluk hissi de olabilir. Kolesteatomun büyümesi ile enfeksiyon iç kulağa ulaştığında baş dönmesi, kafa içine ulaştığında baş ağrısı, yüz sinirinin kemik kanalını eritip yüz sinirine basınç yaptığında ise yüz felci ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin herhangi biri görüldüğünde hasta bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından tetkik edilmelidir.
Nasıl ortaya çıkar?
Kolesteatom tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları sonucu veya östaki borusunun işlevinin yetersiz olduğu durumlarda oluşur. Zarın en dışındaki cilt tabakasının orta kulağa doğru büyümesi sonucu gelişir. Östaki borusu yutkunma ve esnemeler sırasında genizden orta kulağa hava geçirerek orta kulak basıncını dış atmosfer basıncına eşitler. Alerji, nezle ve sinüzit gibi nedenlerle östaki borusu yetersiz çalıştığında orta kulaktaki hava vücut tarafından emilir ve orta kulakta negatif basınç (vakum) oluşur. Negatif basınç kulak zarını içeri (orta kulağa doğru) çeker ve özellikle geçmişte yineleyen enfeksiyonlar nedeniyle zarın zayıfladığı bölgelerde bir cep ya da kese oluşturur. Kolesteatom genellikle bu keseden gelişir. Bazen de yineleyen veya yetersiz tedavi edilen enfeksiyonlar sonucu zarda kalıcı bir delik oluşur. Zarın kenarlarına (özellikle arka üst tarafına bitişik) yakın deliklerden zardaki cilt tabakasının orta kulağa ekilmesi ve orada büyümesi sonucu da kolesteatom oluşabilir. Daha nadir olarak orta kulak ve çevresindeki kafa kemikleri içinde doğumsal (konjenital) kolesteatomlar da görülebilir.
Tehlikeli midir? tedavi edilmezse neler olabilir?
Kolesteatomlar bulundukları yerde büyürken çevresindeki kemik yapıları eriterek kendine yer açar. Kemikteki erime yoluyla orta kulaktaki enfeksiyon iç kulak ve kafa içine(beyin zarları,beyin) ulaşabilir. Uygun tedavi yapılmazsa sağırlık, baş dönmesi ve denge kusuru, menenjit ve beyin apsesi ve nadiren de ölüme yol açabilir.
Temizlenebilir ya da tedavi edilebilir mi? Hangi tetkiklerin yapılması gerekir?
Kolesteatomlu kronik orta kulak iltihabı Kulak Burun Boğaz uzmanınca yapılan muayenede tespit edilir. Doktorunuz kulağınızı mikroskop altında özel aletler ve aspiratör yardımı ile temizler ve antibiyotikler ve kulak damlaları ile tedavinize başlar. Tedavi kulak akıntısını kesmeyi ve enfeksiyonu kontrol altına almayı amaçlar. Kulak zarına bitişik orta kulağa sınırlı küçük kolesteatomlar muayene sırasında tamamen temizlenebilirler. Daha büyük ve komplike kolesteatomlar hastayı ciddi komplikasyonlardan korumak genellikle cerrahi tedaviyi gerektirir. İşitme seviyesini saptamak, denge organını değerlendirmek ve kolesteatomun yaygınlığını araştırmak için odiogram (işitme testi), denge testleri ve mastoid kemiğin (kulak arkasında orta kulak ve çevresinin içinde yuvalandığı kemik) bilgisayarlı tomografisi gerekebilir.
Ameliyat gerektiren durumlar nelerdir?
Cerrahi tedavinin temel amacı enfeksiyonun ve kolesteatomun tamamen temizlenmesi ve akıntısız, kuru bir kulak elde edilmesidir. İşitmenin korunması veya düzeltilmesi tedavide ikincil amacı oluşturur. Kolesteatom çok yaygınsa ve kulak ve çevresinde önemli tahribata yol açmışsa işitmenin rekonstruksiyonu mümkün olmayabilir. Kolesteatom denge organının yuvalandığı yarım daire kemik kanallarda erozyona ve bunun sonucu baş dönmesine yol açabilir. Bu durumda oluşan erozyonun da tamiri gerekecektir. Yüz siniri zaafiyeti veya felci oluşmuşsa sinirin tamiri de gerekecektir. Orta kulağın rekonstruksiyonu ve işitmenin düzeltilmesi her zaman tek seansta mümkün olmayabilir. Bu amaçla 6-12 ay sonra yapılan ikinci bir ameliyatla hem orta kulak ve mastoid içindeki kolesteatom artıkları temizlenir, hem de işitmenin düzeltilmesine çalışılır.
Ameliyat çoğunlukla genel anestezi (narkoz) ile yapılır. Hastaneye yatış genellikle aynı gün sabah erken saatte olur. Ameliyat da erken saatte yapılmışsa hasta aynı gün taburcu olabilir. Bazen bir gün yatış gerekebilir. Ciddi enfeksiyon veya komplikasyon nedeniyle ameliyat olan hastalar ameliyat sonrası uygulanacak antibiyotik tedavisi için hastanede daha uzun süre kalırlar. Ameliyat sonrası 1-2 haftalık dinlenmeden sonra hasta günlük işlerine geri dönebilir.
Kolesteatom tekrarlar mı?
Kolesteatomun hangi cerrahi teknik uygulanırsa uygulansın tekrarlama riski her zaman vardır. Bu yüzden ameliyat sonrası hastaların ayaktan takip edilmeleri gerekir. Açık mastoidektomi boşluğu oluşturulan hastalarda (dış kulak yolu mastoid boşlukla birleştirilmiştir ve tek bir boşluk haline getirilmiştir. Ameliyat sahası muayene sırasında tümüyle görülebilir) boşluğu temizlemek ve enfeksiyon tekrarını engellemek için birkaç ayda bir kontrol yapılmalıdır. Bazı hastalarda ömür boyu düzenli takip gerekebilir. Kapalı teknik ameliyat yapılanlarda (dış kulak yolu korunmuştur,orta kulak ve mastoid boşluk kolesteatomdan temizlenmiş ve orta kulak olabildiğince rekonstrukte edilerek –yeniden yapılandırılarak- yeni kulak zarı yapılmıştır) kolesteatomun tekrarlama ihtimaline karşı için 18 ay sonra ikinci bakış için tekrar ameliyat yapılabilir. Bilgisayarlı tomografik tetkik veya orta kulak ve mastoid boşlukların endoskopik muayenesi de bu amaca hizmet eder.